Liza’nın Borcu..

Liza’nın Borcu..
Herşey aslında kapının çalınması ile birlikte başlamıştı. Marc yaptığı işi bırakarak yaramaz çocuklar gibi bana bakarak gülümsemişti.

“Geldiler”dedi Marc

Ayağa kalkarak gelenleri karşılamak için kapıya yürüdüm. Sonuçta bu hostesten beklenecek bir şeydi. İnce kısa yazlık elbisem yürüyüşümle bacaklarıma yapışıyordu,üstümde Marc’ın tişörtünün kumaşını sertleşip hassaslaşan göğüs uçlarımda hissedebiliyordum. Hissettiğim korku ve endişe giderek artıyordu.

“İçeri gelin Nasılsın?” demişti Marc gülümseyerek

“Merhaba” diyebilmiştim samimi şekilde sadece

Sam ve Jack de biz gülümseyerek içeri girmişti. Gelirken getirdikleri 12li bira paketini uzatırken yanağımdan öpmüşlerdi. Biraz hızlı samimi olduğumuzu düşünürken ikisininde kaslı ve fit vücutlarını inceliyordum. Marc ve benden yaklaşık 5 yaş daha genç gürünüyorlardı. Sadece bir gün önceki tanımamızda her ikisininde ergen ve tecrübesiz olduğunu düşünmüştüm. Halen gözüme aynı şekilde görünüyorlardı.

Sam ve Jack ünivertsite okuyordu. Yazları okul harçlığı için bir mobilya firmasında çalışıyorlardı. Marc ile yeni evimize taşınmıştık eski mobilyaları taşımamış mobilyaları değiştirmeye karar vermiştik ve Sam ve Jack’in çalıştığı mobilya mağazasından yeni mobilyalar almıştık. Dün kamyonla gelen mobilyaların bugün kurulumlarını yapacaklardı. Evde daha açılmamış onlarca kolimiz vardı.

Tüm eşyalarımız kolilerde olduğundan üzerime Marc’ın tişörtlerinden birisini giymiştim. Tişört benim için fazlası ile büyük olduğundan zaten küçük olan göğüslerimi saklayabiliyordu. Sütyen takmayı sevmiyordum. Özellikle yaz aylarında sütyensiz gezmek hoşuma gidiyordu. Marc bu konuda bana pek karışmazdı. Bazı zamanlar hoşlandığını düşünüyordum. Küçük göğüslü olmamın avantajı dışarıdan sütyen olup olmadığının fark edilmemesini sağlıyordu. Sadece soğuk rüzgar veya alış veriş mağazaları gibi soğuk yerlerde göğüs uçlarımın uyarılması ve dışarıdan farkedilmesi sütyen takmadığımı gösteriyordu. Marc bir kaç defa bunun onu tahrik ettiğini söylemişti.
O gün üzerimdeki tişörtün altına kısa kot eteğimi giymiştim. Etek sıcak günler için ideal olmasına rağmen altına giymem gereken külodu kolilerde bulamam nedeniyle farklı hissettiriyordu. Kolilerin içeriklerini markalamamış olmamızın bir sonucuydu buda.

Sam ve Jack çoktan çalışmaya başlamıştı. Ben sadece mobilyaların odada nerede duracağını gösteriyor küçük eşyaları gücüm yettiği kadar itip çekiyordum. Marc ise içinde ne olduğunu bilmediğimiz birbirinin aynısı kolileri odaların arasında taşımakla meşguldü. Sıcak yaz günü çalışma enerjisi ile birleşince terlemem kaçınılmazdı. Ter tişörtü nemlendirmişti içimi göstermesede bazen tenime yapışmasına neden oluyordu. Çalışırken kimsenin durumun farkında olduğunu düşünmüyordum.

“Öğlen yemeğinden önce bir duş alsam fena olmayacak. Duştan çıkar çıkmaz bir pizza söyleriz.” Demişti Marc içeri seslenerek.

Kısa bir yemek molasına zaten aramızda kimsenin itiraz edeceğini düşünmüyordum. Jake

“Harika fikir Teşekkürler” demiş ve Sam ile beraber gölge olan balkona çıkmıştı.Bende herkes için birer bira alarak yanlarına çıktım. Jake bana dönerek,

“Bira içmemiz doğru olmayabilir. Malum saat işliyor” dedi gülümseyerek.

“Önemli değil hepimizin soğuk bir şeyler içmeye ihtiyacımız var.” İçeriden katlanır sandalye alarak karşılarına geçip oturdum. Ayaklarımı ileri uzatarak

“Her yerim ağrımış, aranızda en çok ben çalışmışım gibi hissediyorum” dedim gülerek,Jake gülümseyerek,

“Evet, görüdüğüm kadarıyla ikimize talimat vermek seni gerçekten yormuş”

“Gördüğünüz gibi ben ikiniz kadar terlemiş durumdayım” dedim tişörtümü göstererek, Jake tişörtüme dokunup,

“Gerçekten yapış yapış olmuş,hasta olmaman için bence bunu çıkarmalısın”

“Evet, yoksa ev yerleşir yerleşmez hasta olup yatağa düşeceğim” “Peki siz normalde tam zamanlı olarak mı çalışıyorsunuz her zaman?”

Sam Askeri üniversitede okuyordu. Yazları ise mobilya montajı yaparak para biriktirdiğini anlatmaya başlamıştı.

“Peki tamamen erkek okulunda okumak nasıl bir şey?” diye sordum.

“Aslında güzel yanları olsada okulda bir kaç kız olmasına kimsenin hayır diyeceğini zannetmiyorum”

Balkonun serinliği nedeniyle üzerimdeki ter kurumaya başlamıştı. Bu bana serinlik verirken göğüs uçlarımın sertleşmesine neden olmuştu. Sam konuşurken ,bacaklarımla göğüslerim arasında kaçamak bakışlarını yakalıyordum. Yakalanır yakalanmaz hemen farklı bir yöne kafasını çeviriyor sonra yeniden iki noktaya odaklanıyordu. Sam askeri okulların zorluklarından bahsederken Marc duştan çıkmıştı.

“Gerçekten harika oldu bu, Şimdi sen girebilirsin Liza pizzaları söyledim Sen çıkana kadar gelmiş olur” dedi Marc. Duş gerçekten harika fikirdi. Ayağa kalkarak yerimi Marc a verdim
“Güzel fikir yoksa bu ikisi ter kokusundan bayılacaklar” dedim gülerek. Balkondan çıkarken Marc,

“Kirlileri makinanın içine attım ayrıca kolilerinden birinden çıkan bir kaç havluyu oraya bıraktım”

Banyoya girer girmez eteğimi ve tişörtümü çıkartıp duşa girdim. Kıyafetlerimi makinanın içine atmıştım. Soğuk suyu açtığımda tüm sinirlerim bir anda uyarılmıştı. Bu sıcak günde soğuk duş beni kendime getiriyordu. Göğüslerim uyarılmıştı. Kendimi sabunlarken Marc’ın onları nasıl okşadığını düşünmeye başlamıştım. Marc’ın en sevdiği şeylerden birisiydi bu. Marc’ı düşünürken bir anda Sam ve Jack’in göğüslerime baktığı aklıma geldi. Onların bu şekilde tahrik olması hoşuma gitmişti. Ellerim istemsizce bacak arama kaymıştı. Duş jelinin kayganlaştırdığı ellerim ile kendimi okşuyordum. Sonra bir anda kendime geldim. Hayallare dalarak kendimi tatmin etmemin sırası değildi. Suyun debisini arttırarak tüm köpüğü uzaklaştırdım. Duşatan çıkıp Marc ın bulduğu tek havlu ile saçlarımı ve vücudumu kurulamaya başlamıştım. Kurulanırken göğüslerim ve bacak aramda fazla vakit harcamamıştım. Sonuçta yine kendimi azdırmaya niyetim yoktu. İşim biince havluyu vücudumun etrafına sarıp duştan çıktım. Marc içeriden seslendiğinde yatak odasında girmiş koli yğınları arasında kendime giyecek bir şeyler arıyordum.

“Çıktın mı?”

“Evet”

“Tamam o zaman Sam de sıra” diye eklemişti Marc. Bunu fazla düşünmedim halen kutu yığınları arasında boğuşuyordum. Mutfak eşyaları, ıvır zıvırlar, kırtasiye, kitaplar ama kıyafet hala yoktu.

“Marc, kıyafetlerin olduğu koliler nerede?”

Marc cevap vermedi. Sanki beni duymuyordu. Bir kaç koli daha açtım ama bulamamıştım. Marc kendi kıyafetlerini bulmuştu. Onun kıyafetlerinin yanında veya aynı kolide benimkilerde olabilirdi. Marc gelmeyince yatak odasından çıkarak koridora girdim. Aynı anda banyonun kapısı açıldı ve Sam çıktı . Sam her tarafından sular akar halde çırılçıplaktı. Banyodan bulduğu küçük bir havlu ile koridora çıkmış ve beni farketmemişti. Saçlarını kurularken penisi her adım atışında sallanıyordu. Ne yapacağıma karar veremiyor sessizce koridorda manzaranın keyfini çıkarıyordum. Jake tam o anda koridora girdi ve ikimizide gördü

“Sam, ne yapıyorsun” diye bağırınca Sam olduğu yerde durdu. Bir kaç saniye içinde beni farketmişti. Bir anda koridordan banyoya geri zıplayarak kapıyı kapatmıştı bile.
Ben ilk başta ne yapacağıma karar verememiştim. Hızlıca Jake’in yanından geçip salona girdim. Aslında hepimiz yetişkindik, ilk gördüğüm penis hiç değildi. Her şey normal olmalıydı. Buna rağmen tahrik olmuştum.

Marc salonda yoktu. Kimbilir neredeydi?Ben Marc a bakarken, Sam belinde havlu sarmış Jake ile odaya gelmişti. Üçümüz arasında rahatsız edici bir sessizlik vardı.

“Kusura bakma Sam banyodan çıktığını farketmedim” diyebilmiştim sadece,Jack gülümsüyordu.

“Marc pizzaları almaya gittiği için bu arada duş almamım iyi geleceğini düşündüm” demişti Sam. Ardından yine bir sessizlik. Sam ve Jack in bana baktığını hissediyordum. Üzerimdeki havluyu göğüslerimi kapatmak için yukarıdan sarmıştım. Havlunun çok da büyük olmayan boyutu nedeni ile alt kısım kalçalarımın 2 karış altında bitiyordu. Fakat aradan neredeyse amıma kadar açıklık oluşabiliyordu. Durumu açıklamanın iyi olacağını düşünüyordum

“Kutuların arasında kıyafetlerimi bulamadım. Neyse olan oldu. Hepimiz yetişkiniz. Bir sorun yok benim için” Jake hemen beni onaylamıştı.

“Evet, yemeğimizi yer eski kıyafetlerimizi giyer tüm kutulara beraber bakarız.”
“Güzel fikir. Marc’ı beklerken birer bira daha içelim mi?” Cevaplarını beklemeden hemen buzdolabına yönelerek kapısını açtım alt raftaki biraları almak için eğildiğimde havlunun fazla yukarı çıktığını hissettim. Kimsenin dikkat etmediğini umarak hemen doğrulup arkamı döndüm. Fakat her ikisininde tüm manzarayı gördüğünü görebiliyordum. Sam gülümseyerek,

“Galiba bunu bana borçluydun. Artık durumu eşitledik sanırım” dedi. İçinde bulunduğum stresten dolayı bu cümle bana gerçekten çok komik gelmişti. Bir anda kahkaha ile gülünce Sam ve Jake de gülmeye başladı. Buzlar erimişti. Salona geçerek biralarımızı içmeye başladık. Tamamen konu dışı havadan sudan konuşurken Marc içeri girmişti. Bize göz ucuyla bakıp pizzaları balkona çıkardı.

“Burada sadece havlu ile oturuyoruz. Balkondan bizi görebilirler” dedim

“İkinci kattayız. Sorun olmaz. Bu kadar tutucu olduğunu bilmiyordum” dedi Marc Pizzayı küçük masaya yerleştirirken.
Balkona geçerek olabildiğince az frikik vererek metal sandalyeye oturdum. Havlu olabilen her yerimi örtüyordu. Durumu açıklamak için bir kaç cümle söyledim. Fakat karısının neredeyse çıplak şekilde iki yabancı erkekle beraber oturmasını çok umursamıyor göründüğü için devamını getirmedim. Pizzalarımızı yerken havadan sudan, arabalardan, futboldan konuşuyorlardı. Pizzalar ve yanından bir kaç şişe bira bittiğinde Sam ayağa kalkarak

“Artık iş kıyafetlerimizi giyerek işe koyulmamızın vakti geldi. İsterseniz Liza’ya bir gösteri daha yapabilirim” demişti.Sonunda Marc konuyla ilgileniyor gibi görünmüştü.

“Liza seni çıplak olarak mı gördü?” diye sormuştu Sam’e.

“Evet banyonun kapısında duştan çıkmamı beklemiş sanırım” Demişti daha önceki tüm utangaçlığını bir yana bırakarak.
“Peki seni gördüğünde dönüp gitti mi?”
“Hayır en azından hemen değil” diye yalan söylemişti Sam. Sam in bu yalanına ne tepki vereceğime karar verememiştim. Orada bir elim kucağımdaki havluyu tutarak bir elimle de havlunun iki kenarının ayrılmaması için elimle tutarken konuşmalarını izliyordum.

“Aslında çok adil olmamış” demişti Marc Sam’den bana doğru dönerek. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Neredeyse dilim tutulmuş, karnıma kramplar girmişti.

“Sanırım durumu bir şekilde eşitlemek gerek” Dedi Marc. Sa
“İşte buna hayır demem” diye eklemişti.

Sam içeri geçerek kıyafetlerini giymişti. Bende Marc ile beraber yatak odasına geçerek bir kaç koli daha açtım. Sonunda kıyafetlerimi buldum. Tşört ve eteklerimi görmüş olduğuma sanırım bu kadar sevinemezdim. Hemen bir etek bularak giydim. Üzerime ince askılı penye bir tşört bulmuştum. İç çamaşırlarımı yine bulamadım. Fakat bu halimle bile en sosyetik resepsiyona katılabilecekmişim gibi hissetmiştim. Giyindikten sonra hemen diğer kolileri açma işine geri döndüm.

Saat 3 sularında kolilerin açılması işlemi neredeyse tamamlanmıştı. Dışarıdan kamyonun çalıştığını duydum. Kısa süre sonra Marc odaya geldi.
“Sanırım hepsi bitti. Bir daha taşınmak istemiyorum. Koli açma işi nasıl gidiyor?”
“Yavaş ama emin adımlarla ilerliyor”
“Sam ve Jack iyi çocuklar çok yardım ettiler” dedi Marc.
“Evet”
“Yarın akşam yemeğe davet ettim onları. Onlara borçlu kaldığımızı söylemiştim ya yemekte” dedi göz kırparak. Bir anda ağzım kurumuştu. Sonrasında akşam yemeğinde, yatakta veya kahvaltıda bu konuya bir daha değinmemişti. Konuşmamız olmamız beni rahatlatacağına daha çok gerilmeme neden oluyordu.

Ertesi gün akşam yemeği için biraz alışveriş yaptım. Neyin borcuydu? Ödeme yemek miydi? Tek düşünebildiğim Marc’ın bu şekildeki yaklaşımıydı. Ne olursa olsun ben istemedikçe bir şey olmayacaktı. Olamazdı. Fakat ben ne istiyordum? Daha doğrusu ne bekliyordum. Daha önce Marc ile beraber bir çok çılgınlık yapmıştık. Marc seksi giyinmemi severdi. Halka açık yerlerde kimi zaman elini eteğimin altına sokarak beni azdırıyordu. Eve geçince çılgınca sevişmemiz neden olacak maceralar yaşıyorduk. Fakat bu tür bir yaklaşımla ilk kez karşılaşıyordum. Dün yaşanan diğer ilginç olay kolilerden külotlarımın çıkmamış olması idi.

Saat beşe doğru Marc artık konuklarımızın her an geleceğini söyleyerek duşa girdi. O duştayken bende ızgara için etleri hazırlamaya başlamıştım. Marc tam duşa girerken,

“O benim en sevdiğim mavi yazlık elbiseni giyersen sevinirim” demişti. Bahsettiği elbise tek parça bir kıyafetti. Önü üst tarafından altına kadar düğmeden oluşan, ince kumaştan kısa altı bol, üstte V şeklinde dekolteli yazlık bir etek. Göğüs dekoltesi dikkat etmeden eğildimde oldukça cüretkar olabiliyordu. Etek kısmı mini ve eğildiğimde daha da yukarı çıkıyordu.

Sonunda Sam ile Jack gelmişlerdi. Yanlarında getirdikleri biraları bana vererek içeri girdiler.

“Biraz fazla bira almışsınız hepsini içebilecekmisiniz?” diye sordum.

“Dün getirmiş olduğumuzdan daha fazla içmiştik. Kimseye borçlu kalmak istemeyiz.” Diye cevap vermişti Sam. Borçlu kalma kelimesi sırtımın nedense ürpermesine neden olmuştu.

“Neyse ben bunları buzdolabına yerleştireyim”

“İzleyebilirmiyiz?” diye sodu Jack sırıtarak. Cevap bile vermemiştim. Ne diyeceğimi veya nasıl cevap vereceğimi de bilmiyordum aslında. Buzdolabına yerleştiriken içeride havadan sudan konuşmalar devam ediyordu. Bir ara Marc,

“Soğumuş olanlardan birer bira alabilirmiyiz?” diye seslendi. Bir tepsiye 4 adet bira ve bardak koyarak içeri geçtim. Orta sehpanın üzerine tepsiyi bırakmak konusunda terreddüte düşmüştüm. Eğer eğilirsem sütyensiz göğüslerimi V yakalı kıyafetimden Jack’in gözleri önüne serecektim. Dizlerimi kırarak çömelirsem ne kadar bacak dekoltesi verebileceğimi bilmiyordum. Sehpanın başındaki terretdütüm Marc’ın yardım önerisi ile son buldu. Marc biraları tepsiden alıp herkese dağıtmıştı. Bende hanımefendiler gibi sıfır frikikle salondaki koltuklardan birine geçmiştim.
“Çok güzel görünüyorsun” diye iltifat etti Sam.

“havludan daha güzel bir kıyafet olduğu kesin”

“Aslında ben havluyu tercih ederdim “ dedi Sam ve ‘je ne sais quois’ diye eklemişti.

“Fransızca biliyormusun?”

“Dört yıl fransız okulunda okumuştum”

“Daha bilmediğimiz ne gibi gizli yeteneğin var senin” dedim gülerek.

“Senin bilmediğin bir şeyi kalmadı ki” diye söze karıştı Jack şakayla karışık.
“Evet senin borcun vardı” dedi direk gözlerimin içine bakarak Sam. Geldiklerinden beri bakışlarımı ikinci defa kaçırma zorunda hissediyordum.

“A evet borç”dedi Marc sanki zorlukla hatırlıyormuş gibi. “Borçlar zamanı geldiğinde mutlaka ödenmelidir.” Marc porselen tarlasında fil mi sürmeye çalışıyordu. Ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordum.

“Ayağa kalk Liza” dedi yanıma gelerek Marc. Marc’ın elini tutarak koltuktan kalktım. Dizlerim titriyordu.

“Ne yapıyorsun?” diye sordum sonunda. Son 24 saattir kafamı kurcalayan kim zaman heyecanlanmama , kimi zaman huzursuz eden konuyu sonunda sormuştum. Ayaktaydım. Kafamda bir çok soru, korku, heyecan ve belirsizliklerle. Şimdi sırada ne vardı?

“Şişsh” diye fısıldadı kulağıma eğilerek. Beni Jack ve Sam’e doğru çevirdi.

“Şimdi bana borcunu nasıl ödemesi gerektiğini söyleyin” dedi Marc Jack ve Sam’e bakarak. Marc tam arkamdaydı. Ereksiyon olmuştu. Pantolundan ve eteğimin kumaşından bile kalçama dayanan sikini hissedebiliyordum. Amımın ıslandığını hissediyordum.

“Beni dikizledi” dedi Sam. Dikizlemek mi? Aslında kazara olmuş bir olayın nasıl dikizleme olacağını sormak üzereyken Marc benden önce konuştu.

“Dikizleme, doğrumu?” geri dönüp Marc’ın yüzüne bakmaya çalıştım. Fakat elleri ile kollarımı yanımda tutuyordu. Kıpırdayamıyordum bile.

“Ve size ne borçlu olduğunu düşünüyorsunuz bu dikizleme sonrasında?” Ne Sam nede Jack konuşamıyordu. Her ikisininde dili tutulmuş gibiydi. Birbirlerine sonra bana bakıyorlardı.

“Sizde onu görmek istiyorsunuz doğru mu?” diye sormuştu. İkiside sessiz sessiz oturuyordu. Sadece bakıyorlardı. Her ikiside cevap vermekten çekiniyordu. Bense nefesimi tutmuş cevap bekliyordum.

“İsterseniz elbisenin önünden bir düğme açarak başlayabiliriz” dedi Marc aynı anda elbisemin üst kısmından bir yerine iki düğme açarak.

“Aynen bu şekilde” diye ekledi Marc. Düğmeleri açmaya devam ederken. Aşağıya baktığımda elbisenin üst düğmelerinin tamamen açıldığı görebiliyordum. Fakat yine de göğüslerim henüz görünmüyordu. Elbisenin dekoltesi amımın biraz üstüne kadar açılmış üst kısımdan ise göğüs uçlarımın biraz ötesine kadar örtebiliyordu.

“Yoksa daha mı açılmalı?” diye sormuştu Marc yeniden bir kaç düğme açarak. Artık ıslanmış ve amım Jack ve Sam’in gözleri önündeydi.

“Bende bir kaç düğme açabilirim” diye sordu Jack. Duyduğumda itiraz edecektim fakat Marc bileklerimden sıkı sıkı tutarak hareket etmemi engelliyordu.

“Tabii ki yardım edebilirsin” Marc’ın bu cevabı şok geçirmeme neden olmuştu. Kapana kısılmış, aşağılanmış hissediyordum.

“Bununla beraber artık tüm borç ödenmiş olacak. Tamam mı Liza?” diye sordu. Marc. Beynimin her köşesi Hayır kelimesini haykırırken,

“Evet” demiştim. Jack kanepeden kalkarak yanıma geldi. Gözlerimi kapamıştım. Jackin ellerinin göğüslerime temasını ve aşağı kayarak düğmeleri çözmesini hissediyordum. Gözlerimi açtığımda artık göğüslerim tamamen ortada olduğunu görebiliyordum. Şaşırtıcı olan Jack’in göğüslerime büyük bir heyecanla ve şaşkınlıkla bakması olmuştu.

“Sen başladığımız işi bitirmek istermisin Sam?” Sam çoktan hazırdı. Hemen geri kalan tüm düğmeleri çözmüştü bile. Artık vücudum tüm çıplaklığı ile ikisinin önündeydi.

“Vayy süper” dediler her ikisi birlikte. Marc arkamdan bacaklarını bacak arama sokarak bacaklarımıni ayaklarını ile iyice açmıştı. Bu şekilde amımı daha net görünür hale getirmişti. Elbisemin askılarını düşürdüklerinde artık tamamen çıplaktım.
“Düşündüğünüz alacak böyle miydi?” diye sordu Marc ikisine doğru.
“Evet kesinlikle. Peki amına sadece bir defa dokunabilir miyiz?” diye sordu Sam yalvarır bir sesle.
“O sana dokunmuş muydu Sam”
“Hayır”

“O zaman sana böyle bir borcu yok üzgünüm” dedi Marc. Sonrasında saçma bir sessizlik oldu. Kimse konuşmuyordu. Sam ve Jack beklemedikleri manzaraya hayran hayran bakıyordu. Sessizliği bozan Marc oldu.

“Şimdi yemek zamanı, ben etleri ızgaraya yerleştirirken Liza sende salatayı getir. Sam ve Jake de masayı düzenlesinler” Sonunda bitmişti. Elbisemi almak için eğildiğimde Marc benden önce davranıp elbiseyi alarak çöp kutusuna gönderdi.

“Artık buna ihtiyacın yok. Nasılsa herkes herşeyi biliyor. Saklayacak veya arkasına sığınacak kumaş parçalarına ihtiyacın kalmadı” dedi. Mutfağa giderek daha önce hazırladığım salatayı karıştırıp sosunu içine koydum. Jack ve Sam çoktan masaya oturmuştu. Salatayı getirip masaya koydum. Kısa süre sonra Marc elinde etlerin bulunduğu tabakla bize katılmıştı bile.
Yemek başlar başlamaz herkes normale dönmüştü. Normal görünmeyen benim çıplaklığım olsa da artık kimse bakmıyordu bile. Bir ara Marc ile göz göze gelmiştik.Ona bakarak,

“Seni Seviyorum” dedim.

“Bende seni Seviyorum”

Gecenin geri kalanı rüya gibiydi. Çıplaklığı bu kadar sevebileceğimi düşünmemiştim. Herkes gittikten sonra Marc’la başbaşa kaldığımızda tüm günün stresi ve yaşadıklarımdan dolayı hayatım boyunca yaşadığım en güçlü orgazmları yaşamıştım.

Leave a Comment