Hapishane Arkadaşım (3)

Hapishane Arkadaşım (3)
Karımın çıplak vücudunun tüm hatlarını meydanda bırakıyordu elbisesinin kumaşı… Kolları, omuzları ve kütür kütür memelerinin önemli bir kısmı zaten meydandaydı. Eteği de, kalçalarını ancak örtüyordu. Ayakları çıplaktı. Yüzünde şeytani bir ifadeyle baktı bana.
Odadan beraberce çıktık. Sessizce mutfağa dalıp, servis penceresinden salona baktım. Hakan, televizyonun karşısındaki büyük deri kanepede oturuyordu. Beyaz bir şort giymişti. Bunu o gün mağazadan almıştı.
Bunun dışında çıplaktı. Dev gibi vücudunun esmer rengi ve kollarıyla bacaklarını olduğu gibi tüm göğsünü ve omuzlarını da kaplayan simsiyah kıllar nedeniyle, tıpkı onu ilk çıplak gördüğümdeki gibi, adeta bir hayvana benziyordu.
Sonra karım da girdi görüş alanımın içine. İlk gözüme çarpan, yüzündeki müthiş ifade oldu. Hakan’ın görüntüsünden dehşetli etkilenmiş olduğunu anladım o anda. Doğruca bara yürüyüp, iki büyük bardak viski hazırladı, sonra da gelip Hakan’ın oturduğu kanepenin öbür ucuna oturdu ve bardaklardan birini ona verdi.
Hakan’ın yüzünün yine allak bullak olduğunu görüyordum. Gül’ün görüntüsü, yine aklını başından almıştı. Üstelik biraz önce onun sikişirken çıkardığı sesleri de dinlemişti. Şortunun önünde, giderek büyüyen bir kabarıklık belirmeye başlamıştı bile.
“Semih nerede..?“ diye sordu karıma.
“Yukarda uyuyor…”
“Yoruldu galiba…”
Hafifçe gülümsüyordu Hakan. Ama bu öyle tatlı, ya da şirin bir gülümseme değildi. Neden yorulduğumu düşündüğünü anlamamak mümkün değildi, yüzündeki ifadeden.
“Bilmem…” dedi Gül, “Yoruldu herhalde…”
“Doğruyu söylemek gerekirse, gerçekten şanslı bir erkek Semih…”
“Öyle mi..?“
“Öyle tabii… Çok güzel bir kadınsın…”
“Teşekkür ederim…” dedi karım, bardağını ona doğru kaldırırken.
İçkilerinden birer yudum aldılar. Gül, kanepede hafifçe yan dönmüş, yüzü Hakan’a dönük oturuyordu. Eteği otururken öyle bir sıyrılmıştı ki, bacakları, kalçalarına kadar meydandaydı. Sonra daha da müthiş bir şey yaptı ve ayaklarını kanepenin üstüne, Hakan’la arasına alıp, yüzünü tümüyle ona döndü. Şimdi tam amını görüyor olmalıydı Hakan. Bunu, onun iyice kızarıp kasılan yüzünden anlıyordum.
Ama asıl gösterge, Hakan’ın şortunun önünde meydana gelen muhteşem kabarıklıktı. Kısa bir süre önce, sikişirken çıkardığı seslerini duyup muhtemelen otuzbir çektiği, akıl almaz kışkırtıcılıktaki kadın şimdi yanı başında, elini uzattığında dokunabileceği kadar yakınında oturuyordu ve bu yetmiyormuş gibi, akıl almaz güzellikteki bacaklarıyla amını, gözüne sokmuştu. Siki kalkmayacaktı da ne olacaktı yani. Elindeki viski bardağını kafasına dikiverdi birden.
Gül, amını ona daha da çok göstererek ayaklarını yere indirdi ve elindeki boş bardağı alıp yeniden bara doğru yürüdü. Ayak parmaklarının ucuna basıyordu. Kalçaları, inanılmaz bir şekilde çalkalanıyordu. Dolu bardakla geri gelirken de, Hakan gözlerini, attığı her adımda hafif hafif sallanan memelerinden ayıramaz olmuştu. Sonra yine, aynı biçimde oturdu yerine. Hakan da, eline aldığı dolu bardaktan kocaman bir yudum daha aldı.
“Hiç aldattığın oluyor mu..?“ diye sordu karıma sonra da.
“Anlamadım… Kimi aldattığım oluyor mu..?”
“Kocanı… Yani Semih’i demek istiyorum…”
“Pardon ama, neden merak ettin bunu..?“
“Hiç… Yani, merak ettim işte öyle…”
“Öyle mi..? Yoksa başka bir amacın mı var..?“
Hakan biraz sıkışmış görünüyordu. Ne diyeceğini şaşırmış bir hali vardı. Aslında bu soruyu birden bire sormasının tek bir nedeni olduğunu, karım da biliyordu o da. Ama, sanki biraz cesareti kırılmış gibiydi. Ama bunun nedeni, kesinlikle biliyordum ki, Gül’ün benim karım olmasıydı. Suçluluk duygusuyla mücadele ediyor olmalıydı Hakan. Yoksa karım hakkındaki gerçek düşüncesinin ne olduğu gayet açıktı. Bunun en büyük kanıtı da, şortunun önündeki koca çadırdı tabii.
“Bence böyle bir şey sorarken asıl amacın başkaydı…” diye onu sıkıştırmayı sürdürdü Gül.
“Nasıl yani..?“
“Ne kadardır cezaevindesin sen..?”
“Aralıksız üç yıldır…”
“Ve bu süre içinde hep tek başınaydın değil mi..? Yani eğer porno dergilerini saymazsak tabii…”
Sesi çıkmadı Hakan’ın. Ama iyice heyecanlanmış olduğunu görebiliyordum. Elindeki viski bardağını yeniden ağzına götürüp, kocaman bir yudum daha aldı. Gül ise konuşmayı sürdürüyordu.
“Bunlar, kocamı aldatıp aldatmadığımı sormanın başka, daha gerçek bir nedeni olduğunu düşündürüyor bana… Ne dersin…?“
Hala susuyordu Hakan. Karım onun gözlerinin içine baka baka, dizlerini hafifçe araladı. Tanrım, şimdi doğrudan onun güzelim amının içine bakıyor olmalıydı Hakan.
“Kaldı ki, böyle düşünmeme neden olacak başka şeyler de oldu bugün…” diye sürdürdü Gül.
“Ne gibi yani..?“
“Beni gördüğün ilk andan beri, gözlerini üstümden ayırmadın… Bütün gün boyunca, her yerimi, gözlerinle didik didik ettin mesela…”
“Ama…”
“Ama ne..? Yapmadın mı..?“
“Belki ama…”
“Belki mi..? Her an bana bakıyordun… Hem de ne biçim bakıyordun… Saldırgan gözlerle… Kendimi, ırzıma geçilmiş gibi hissettim sürekli… Şimdi de aynen öyle bakıyorsun bana… Aklından tek bir şey geçtiği belli… Bunu yapıp yapamayacağını anlamak için de, tutup anlamlı sorular soruyorsun bana…”
Bardağın dibinde kalan viskiyi olduğu gibi kafasına dikti Hakan. Sonra gözlerini, yeniden karımın üstünde dolaştırmaya başladı. Arkasına yaslanmıştı. Bacakları birbirinden aralık oturuyordu ve siki, neredeyse şortunu yırtmak üzereydi. Burun deliklerinin kabardığını görebiliyordum. Tepeden tırnağa sik kesilmiş gibiydi.
“Sesini çıkarmıyorsun… Bu itiraf demek… Ama aslında itiraf etmene bile gerek yok biliyor musun..? Söylediklerimin ne kadar doğru olduğunun kanıtı, gözlerimin önünde duruyor zaten… Hem de sıradan değil, bayağı büyük bir kanıt bu… Offf hem de çok büyük…”
Karımın bu sözlerle birlikte, sağ ayağını yavaşça Hakan’a uzattığını gördüm. Büyülenmiş gibi onu, daha doğrusu onun yaklaşmakta olan çıplak ayağını seyrediyordu cezaevi arkadaşım.
Gerçekten de, müthiş sik kaldırıcı bir manzaraydı bu. Göğsündeki kapkara kılların gizlediği kaslarının gerildiğini görebiliyordum. Sonunda Gül’ün ayağı biraz havalandı ve biçimli ayak parmakları, Hakan’ın sikine değmeye başladı. Çok hafif bir temastı bu. Ama yine de, Hakan’ın tüm vücudunun titremesine neden olmuştu.
“Niye açık açık söylemiyorsun..?“ diye sordu karım, “Hadi söyle…”
Ayağı şimdi, hafif hareketlerle Hakan’ın siki üstünde dolaşmaya başlamıştı bile. Bacaklarını da, iyice aralamıştı şimdi. Artık olduğu gibi meydandaydı amı.
“Hadi söyle beni sikmek istediğini…” diye sürdürdü Gül, “Beni sikmek istiyorsun değil mi..? Ohhhh söyle hadi…”
Hakan’ın vücudunun sarsıldığını gördüm. Şortunun önü, bir anda sırılsıklam kesildi. Tanrım belini getirmişti. Bu kadar tahrik olmaya dayanamamış ve belini getirmişti. Bu beklenmedik gelişme, karımın da aklını başından almıştı bu arada.
“Ohhhh belin geldi…” diye inledi, “Yalnızca ayağımla dokunduğumda bile, belini getirdin… Ama anlamıyorum bir türlü… Eline beni sikmek için böyle bir fırsat geçmişken ne bekliyorsun..? Söyle bana, ne bekliyorsun..?”
Birden doğrulduğunu gördüm Hakan’ın. Karıma sokuldu. Sol eli, bir şimşek hızıyla bacaklarının arasına girdi de parmakları bir anda hedefine ulaşıverdi. Gül’ün amını avuçlamıştı. Daha da sokuldu ve bir anda öpüşmeye başladılar. İp kopmuştu.
Kollarını Hakan’ın boynuna dolamıştı karım. Birbirlerinin ağızlarını yemek istermiş gibi, hırsla öpüşüyor, emişiyorlardı. Dillerinin birbiriyle boğuşurken çıkardığı şakırtılı sesleri, ben bile duyabiliyordum.
Bir eliyle de, Gül’ün güzelim memelerini mıncıklamaya başlamıştı Hakan. Tümüyle kendini bırakmıştı karım. Sonra ellerinden birini onun boynundan çekip, sikine götürdü. Beyaz şortun altındaki sik, hala kocamandı.
“Offf ne kadar büyük sikin…” diye inledi, ağzını Hakan’ınkinden kurtararak.
Sesi zevkten boğuklaşmıştı. Sonra öbür elini de getirip, aceleci parmaklarıyla adamın şortunun önünü açmaya koyuldu. Bunu başardığında da, sağ elini içeri sokup, o kocaman siki dışarı çekti. Gözleri büyümüştü. Doğrusu ben de, ondan farklı bir durumda değildim. Gerçi Hakan’ın sikini daha önce de görmüştüm ama o zaman inikti.
Şimdi karımın elindeki ise inanılmaz büyüklükte, kelimenin tam anlamıyla bir erkeklik abidesiydi. En az yirmibeş santim olmalıydı. İnanılmayacak kadar da kalındı. Vücudunun başka yerlerinden daha koyu renkte, neredeyse kapkara ve alabildiğine kıllıydı. Morarmış başı, dev bir mantara benziyordu. Gül’ün onu en dibinden kavrayan beyaz eli, bir çocuğunki gibi, küçücük kalmıştı.
Sonra müthiş bir şey oldu ve Hakan’ın sikinden, uzun, beyaz bir bel sütunu fışkırıverdi havaya ve küçük bir kavis çizip karımı, tam yüzünün ortasından vurdu.
Zavallı arkadaşım o kadar abazandı ki, kendini tutamamıştı. Ama elindeki sikin birden fışkırmaya başlaması ve yüzüne gelen beller, Gül’ün de, kontrolünü tümüyle yitirmesine neden olmuştu bu. İnlemeye başlamıştı. Tüm vücudu sarsılıyordu. Tanrım, o da belini getiriyordu.
Ama kendini daha çabuk toplayan yine de karım oldu. Bir süre elindeki siki hayran hayran seyretti, sonra da, ağzını açıp Hakan’ın kucağına eğildi. Dudakları, bir anda, sertliğinden en küçük bir şey bile kaybetmemiş olan o kocaman sikin başına yapışıverdi. Sonra onu ağzından çıkarıp, başını yalamaya, her yerine bulaşmış olan erkeklik sıvılarını temizlemeye koyuldu.
Hakan’ın yüzünün zevkle çarpılmış olduğunu görebiliyordum. Sağ elini getirip, parmaklarını karımın saçları arasına geçirmişti. Kalçaları küçük hareketlerle kanepeden kalkıyor, sikini aklını başından alan o güzelim ağza sokmaya çalışıyordu. Birden, naraya benzeyen bir ses çıktı ağzından.
Yine fışkırtıyordu. Tohumları bu sefer Gül’ün ağzına doluyordu. Gözlerimi, karımın gırtlağından alamıyordum. Hızla oynuyordu. Tüm gücüyle, ağzına dolan belleri yutmaya çalışıyor ve bir taraftan da, sarsıla sarsıla belini getirmekteydi o da. Sonunda, biraz sakinleştiler.
Ama fazla uzun sürmedi bu durum. Önce karım doğrulup, başını Hakan’ın kucağından çekti. Bütün yüzü, ve ağzının çevresi, bel içinde, pırıl pırıl parlıyordu. Manzara öylesine tahrik ediciydi ki, sikim çatlayacak hale gelmişti.
Sonra Hakan hareketlendi. Gül’ü omuzlarından itip, arkasına yaslanmasını sağladı önce. Peşinden de, kendi eğilip, başını onun kasıklarına gömüverdi. Önce seyrederken içine düştüğü, sonra avuçlayıp mıncıkladığı o güzelim am, şimdi ağzının altındaydı. Yalamaya başladı. Şapırtılı sesler çıkarıyor, karımın amını sanki yiyordu.
Rahatlamak için şortumu indirip, sikimi dışarı çıkardım. Biraz okşayacak olsam belimin geleceğinin farkındaydım. Seyrettiklerim, beni inanılmaz oranda tahrik etmişti. Gül’ün beli bükülmüştü. Zevkle inlediğini duyuyordum.
Hakan, gerçekten amını yiyordu sanki. Ayaklarını onun sırtına dayamış, kendini tümüyle amının içinde dolaşan dile bırakmıştı karım. Birden sarsıla sarsıla belini getirmeye başladı. Sonra da bir daha ve bir daha.
Durup doğruldu Hakan. Sonra ayağa kalkıp, tek harekette şortunu indirdi. Şimdi tüm haşmetiyle meydana çıkmıştı siki. Tanrım, sanki bir doğa harikasıydı karımın karşısındaki. Az öncekinden çok daha büyük görünüyordu. Taşakları da kocamandı. Kapkara ve kıllı birer torba gibi sallanıyorlardı bacaklarının arasında. Gül, büyülenmiş gibi seyrediyordu onu.
“Sik beni…” diye fısıldadı sonra da, “Ohhhh hadi sik beni… Sok sikini bana hadi… Ohhhh sok n’olur…”
*** Devam ***

Leave a Comment