%100 Gerçek Ensest Anilarım Bolum: 31 FINAL!

%100 Gerçek Ensest Anilarım Bolum: 31 FINAL!
Artık askerlik bitmiş, muş ktm de son günlerimi sayıyordum. Ben askerdeyken her şey yolunda gitmedi. En başta Özge yengem ailesinin aracılığı ile evlendi ve ailesi ile birlikte Afyona taşındı. Artık Özge yengem bizde yaşamıyordu, yaşayamazdı da.

Artık elimiz de ne ev, ne para hiçbir şey kalmamıştı. Sadece benim karamamba dan elimde kalan az bir miktar para vardı. Evdekiler benim yolumu gözlüyordu. Taşınacaktık, İzmir de yaşamayacaktık artık. Bilmediğim, görmediğim bir memlekete, Aydın’a gidecektik. Çiftlikte hayvanları zehirlediler ve öldürdüler. Bu yüzden her şey tersine döndü. Artık çiftlikte elimizde kalmamış, sattığımızda borçları anca karşılamıştı. Özge yengem arkamızda, önümüzde sürünüp, rezil olmaktansa, evlenip ayrılmayı tercih etmiş, bir kez daha bana kazık atmıştı. Ferhat, canım gibi sevdiğim kardeşimin mezarına gitmeyi düşünüyordum. Aklımda o vardı sadece, ne Özge’nin evlenmesi, nede ailemin tamamen batması umurumda değildi. Ktm de son günümdü, öğlene doğru muş havaalanına gittik, bir otobüs dolusu asker, herkesin gideceği yer Ankara, oradan sonrası aktarma ve illere dağılacaktık. Tek başıma sap sap uzunca bekleyişin ardından uçağım gelmiş, karakol dışında ilk kez bir alana ayak basıyordum. Askerlerin olmadığı bir alana. Ankara’ya indiğimizde de tek kalmıştım. İzmir uçağının geleceği kapıya gittim oturdum, pencereden uçaklara bakıyordum. Uzaklardan ses duydum;

– Hacı gülle, aloow hacı gülle, len kuzeyin oğlu!

Gözlerimle çevreme bakınıyordum Zeki’nin sesiydi bu. Gördüğümde gözlerime inanamadım. Cılız, sıska çocuk, hayvan gibi kilo almış kas yapmış.

– Yok artık Zeki!
– He benim!
– Kardeşim benim ne arıyorsun lan burada?
– İzmir’e gidecem amına koyayım aynı anda mı aldık la teskereyi!
– Valla öyle olmuş, olmuş da sana ne olmuş böyle?
– Ne olmuş hacı gülle? Ne oldu ki?
– Hayvan gibi olmuşsun oğlum!
– He ya şiştim, spor yapınca da böyle oldu, götümüzden kan aldılar oğlum. Sana spor yapıyoruz dediğimde sen taşşaklarımı yayıyorum diyordun. Bak sen zayıflamışsın, kaslar patates olmuş, şimdi senden güçlüyüm!

Gerçekten de yiyip içip yatmıştım askerlik boyunca, nöbet dışında, dışarıya bile çıkmamıştım karakoldan.

– Haklısın Zeki öyle oldu.
– Siktir et hacı gülle toparlarsın kendini ne olacak. İyi olmuşum ama değil mi?

Karşımızda sarışın uzun boylu bir kız vardı, Zeki’yi kesiyordu sürekli. Zeki de bunun farkına varmış kıza laf attı;

– Hişt kız sarı, ne haber? Nereye gidiyon?

Kız boş gözlerle Zeki’yi dinliyordu. Zeki kalkıp kızın yanına gitti oturdu, kolunu kızın omzuna attı konuşmaya devam etti;

– Nereye gidiyon nereye? İzmir’e gidiyorsan rehberin olayım turlatayım seni!

Kız yabancı dilde bir şeyler diyordu Zeki’ye ve omzunda olan Zeki’nin kolunu tutup çekti, kalkıp gitti.

– Zeki ne oldu kanka?
– Aman bırak kanka yabancı çıktı kaşar dilini anlamıyom. Vala gudu, vala gudu konuşuyo.

Zeki’ye bakıp gülüyordum. Yanıma tekrar oturdu, dizime vurdu;

– Zaman ne çabuk geçti değil mi be hacı gülle?
– Gel bir de bana sor nasıl geçti amına koyayım!
– Sorun mu var la?
– Uzun hikaye.

O ara uçak için anons yapıldı, kapılar açılmış yolcu alımına başlanmıştı. Zeki tekrar dizime vurdu;

– Kalk gidek amına koyayım evimi özledim.
– Al benden de o kadar.

Uçağa bindiğimizde Zeki ileride oturuyor, dört koltuk gerisinde ben oturuyordum. Yanımda orta yaşlarda, kumral bir kadın oturuyordu. Müsaade isteyip cam kenarına yerime geçmek istedim. Cam kenarında oturmak için rica etti, izin verdim ortaya ben geçtim. Yanımda ki koltuğa da bir genç kız gelip oturdu. Alıcı gözle bakamadan kalktı ve kabin memurunun yanına gitti. Elimde ki bileti inceliyor, eve gidince ne yapacağımı düşünüyordum. Bir yandan taşınacak olmamız, okuyamayacak olmam, Özge’nin evlenip ailesi ile Afyona gitmesi. Düşündükçe başıma ağrılar giriyordu.

Yolcular uçağı doldurmuş, kalkış için hazırlanıyorduk. Genç kız tekrar gözüktü, bana doğru, koltuğuna geliyordu. Gözlerimi ona dikmiş süzüyordum. Kız muhteşem güzellikte, tatlılıktaydı. Siyah, hafif yırtmaçlı bir elbisesi vardı üzerinde. Saçları kızıldı. Omuzlarından süzülüyor, dalgalanıyordu saçları. Orta boylu, fiziği çok düzgündü. Göğüsleri dik, büyük değillerdi. Elbise vücuduna yapışmış, tüm vücut hatlarını meydana çıkartıyordu. Gülümseyerek yanıma oturdu. Yüzüne bakıp bende ona gülümsedim. Başımı ondan çevirdim, aşağıya eğdim ve biletimi inceliyordum. Hostes gerekli konuşmaları yapıyor, hiç dinlemiyordum. O güzel kız üzerime eğildiğinde, saçlarının muhteşem kokusu burnumu okşuyordu. O kokuyla uyandım ve kızın yüzüne baktım. Üstüme eğilmiş, kemerin ucunu tutuyor, üstümden bağlıyordu. Tepki vermeden onu izledim. Yüzüme bakıp tekrar güldü;

– Çok dalgınsın dinlemiyorsun hostesi.
– Ah evet farkında değildim.
– Güvenlik önemli bende hostesim, ve yolcular beni umursamadığında kırılıyorum gerçekten.
– Yok gerçekten umursamamak değil, askerlik yeni bitti de kafam karışık sadece.
– Aa öyle mi çok sevindim. Hayırlı teskereler. Rüya ben.

Elini bana uzatıyordu. Gözlerinden, gözlerimi çektim ve elimde ki bilet ile elimi uzattım;

– Pardon bileti şuraya koyayım, Kuzey bende memnun oldum Rüya.
– Bende memnun oldum Kuzey. İzmir’de yaşıyorsun sanırım?
– Evet İzmir’liyim. Sen?
– Ne güzel, ben Muş’ta doğdum ama İzmir’de büyüdüm. İşim gereği de her yere gidiyorum.
– Dünyayı geziyorsun yani?
– Yok şimdilik sadece Türkiye sınırlarını.
– Peki neden bu koltuktasın?
– Babamın cenazesi vardı. Onun için buraya geldim.

Gözlerim dolmuş, yutkunamıyordum. Ağzımdan birkaç kelime döküldü sadece;

– Ferhat.
– Efendim?
– Başın sağ olsun. Benimde en yakın arkadaşım, askere geleceğimiz gün vefat etti.
– Senin de başın sağ olsun. Çok üzüldüm.
– Dostlar sağ olsun baban neden vefat etti?
– Kanserdi, uzun zamandır hastaydı, dayanamadı artık vücudu.
– Anladım üzüldüm gerçekten anlıyorum seni.

Sanki asker arkadaşımmış gibi ellerimi bacaklarına atıp okşadım;

– Ya çok affedersin, uzun zamandır bir bayanla konuşmadığım için asker arkadaşım gibi tepki verdim.

Rüya yüzüme bakıp gülüyordu. Bacaklarından çektiğim eli tekrar bacağına koydu ve elimi tutuyordu;

– Sorun değil, tanıştığımıza memnun oldum. Bir hafta İzmir’de olacağım. Biliyorum askerden yeni çıktın, belki birlikte bir şeyler içebiliriz. Hem kafa dağıtırız ikimizde.

Kız o kadar tatlıydı ki, suratını iki avcumla tutup, o dudaklarını yemek istiyordum. Zaten askerlikten beri kız eli değmemiş elime, çadırı kurmuşum, bıraksalar yanımda duran, teyzeyi sikeceğim. Kızın yüzüne bakıp gülümsedim bende.

– Tabii ki, görüşelim mutlaka.
– Süper.

Omzuma sarılmıştı, sanki kız yıllardır tanıyormuş beni gibi rahattı. Hostes servis için yanıma geldiğinde, utandım nedense ve ellerimi bacaklarından çekip, kendi bacaklarımın üstüne koydum. İçecek bir kahve aldım, tam kahvemi içiyordum, birkaç yudum aldım. Tekrar ağzıma götürdüğümde, yanda ki teyzenin kolu bana çarptı ve kahve üstüme döküldü. O kadar sıcak değildi, yada ben hissetmiyordum bilmiyorum. Göğsüme ve bacak aralarıma döküldü. Teyze panikledi;

– Ay yavrum yandın ya pardon!

Rüya elinde ki kolayı hemen önünde ki masaya koydu ve çantasından peçete alıp göğsümü siliyor, tişörtümü tutup çekiyordu;

– Of yandın mı?
– Hayır ya yok bir şeyim!
– Nasıl yok ya yarım bardaktan fazla kahveyi döktün üstüne kalk bir buz alalım.
– Gerçekten ben iyiyim!
– Bekle, al sil üzerini.

Bolca peçete verdi, yanda ki teyze de eline ıslak mendil almış, sikimin üstünü sileceğim diye ovalayıp duruyor. Zaten rüya çadırı kurdurmuş, “teyze arada kaynayacan amına koyayım” gibi bakıyordum kadına. Elinden ıslak mendili alıp kendim silmeye başladım. Rüya yanında buz torbası ile geldi. Tişörtümün içine elini soktu ve soğuk buz torbasını koydu.

– Oovv üşüdüm, buz gibiymiş!

Yüzüme bakıp gülüyordu. Yanıma oturdu, elleri hala tişörtümün içinde, vücuduma değiyor mu? değmiyor mu? hissetmiyordum ki! Gözlerimin içine öyle bir bakışı vardı ki, yanıyordu resmen. Gözlerinden alev çıkıyor, o kiraz gibi dudakları “öp beni” diye haykırıyordu. Yanıma iyice yanaştı ve göğüsleri koluma temas etti, irkildim ve kolumu göğüslerinden çektim. Kendi kendime; “ne yapıyorsun amına koyduğumun salağı? Bırak değsin kolun kızın memelerine! Neden çekiyorsun? Ya ne amcık, göt herifsin, böyle miydin ulan sen? Şuan kızı uçağın tuvaletinde sikmen lazımdı?” rüyanın sesiyle irkildim;

– Kuzey, kuzey! Elim üşüdü sen tutmak ister misin biraz?

Üşür tabi amına koyayım. Kolumu memelerinden çekersem üşürsün. Ne salaksın lan Kuzey!

– Tabii teşekkür ederim Rüya!

Rüya’nın suratı asıldı, kolasını yudumladı. Rüya’dan müsaade istedim ve yukarıya astığım sırt çantamı yanıma aldım. İçinden tişört çıkartacaktım.

– Rüya tişörtü giyebileceğim bir alan var mı?
– Evet tuvalette giyebilirsin.
– Nerede acaba?
– Gel ben götüreyim seni.

Elimden tutup çekti koltuktan. Kız çok ilgiliydi bana karşı, hoşuma gidiyordu. Uçağın tuvaletine gittim, tişörtümü ve pantolonumu çıkarttım. Göğsüm kızarmıştı, gerçekten yanmıştım ama canım yanmıyordu. Aynada göğsümü inceledim ve pantolonumu, tişörtümü değiştirip çıktım. Kapıda Rüya beni bekliyordu;

– Daha şık oldun!
– Ahaha öyle mi? Teşekkür ederim.
– Evet, hadi yerimize geçelim gelmek üzereyiz.

O önden gidiyor, sallanana kalçasını arkasından izliyordum. Yerimize geçip oturduk, kemerimi yine o takmıştı. Bu sefer elleri karnımın üzerinde daha çok oyalanmıştı. Yüzüne baktığımda, çadırı kurmuş sikime bakıyordu. Bacak arama baktığımda ben aleti kaldırmış, düzeltmeden direk oturmuştum. Elimle üstünü kapattığımda Rüya gülüyordu. Uçak inişe geçiyordu, koltuğa yapışmıştım. Uçağın tekerlekleri yere değdiğinde, kemeri çözmüştüm. Çantamı kucağıma bastım, perona girmesini bekliyordum. Artık inmek için hazırdık. Ayaklandık, rüya beni bekliyordu. Zeki yanıma geldi;

– Hadi hacı gülle.

Rüya şaşkın gözlerle bana bakıyordu.

– Arkadaşın mı?

Zeki araya girdi;

– Yok görümcesi.
– Görümce?

Gülüyordum;

– Ulan Zeki askerlik bitti hala öğrenemedin. Devre ulan Devre. Zeki hem okuldan arkadaşım, hem devrem.
– Aa öyle mi memnun oldum bende Rüya!

Zeki Rüyanın elinden sıktı ama insanlar geliyordu. Rüya’nın beline elimi attım ve ittirdim;

– Hadi dışarıda sohbet edersiniz, insanlar sizi bekliyor.

Rüya’nın belinden kolumu çektim, o önden gidiyordu. Zeki kolumdan çekip bana yaklaştı;

– Ulan çakal! Hangi ara düşürdün bu hatunu?
– Ne bileyim lan oturuyorduk sohbet konuyu aştı tanıştık işte.
– Sende gözü var bu karının, kolla götü.
– Len yürü hadi.
– Kankito!
– Efendim Zeki.
– Ferhat’ın mezarına gideceğim, gelecek misin?
– İlk oraya gideceğim zaten.
– Adamsın lan daşşanı yirim.
– Oğlum sus duyan olacak, yanlış anlayacaklar lan!
– He doğru dedin, kız seni nonoş sanacak hacı gülle.
– İnsan hiç mi değişmez amına koyayım?
– Ne oldu ki? Neden öyle dedin şimdi? Anlamadım ne oldu ki?

Rüya aşağıda bizi bekliyordu. Yanına gittim.

– Nereye gideceksin şimdi?
– Eve siz?
– Ferhat’ın mezarına.
– Gelebilirim istersen, hem dua ederim bir işim yok benim.
– Tabii buyur gel.

Koluma girmişti, Zeki arkamızdan, ağzını büküyor, eliyle işaretler yapıyor gülüyordu. Rüya ona dönüp baktığında hiçbir şey yokmuş gibi arkamızdan geliyordu. Üçümüz bir taksiye bindik ve Ferhat’ın mezarına gidiyorduk. Yolda Zeki saçmalıyor, Rüya’nın kafasını sikiyordu. Neyse ki gelmişti Mezarlığa.

Zeki;

– Kanki, çok kötü oluyorum lan.
– Bende kanka.

Rüya koluma girmiş, etrafı süzüyordu. Ferhat’ın mezarının başına gittiğimizde, başında ve ayaklarında tahta yoktu. Mezarı’nı yaptırmıştı ailesi. Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Mezarının baş ucunu okşadım ve üçümüz dua ettik. Baş ucuna çömeldim. Arkamda rüya elleriyle omzumu tutuyordu. Zeki çantasını açtı;

– Evine hoş geldin hacı gülle, kusura bakma bir sene seni yanımda tuttum. Malum askere gidemedin kanka ne yapayım be? Biz giderken seni burada bırakamazdım ya hacı gülle. Hadi iyisin iyi, bak taş gibi kız da getirdik başına. Len bana bak o tarafta hurileri dört koluna alıp bana gülüyorsan valla yanına gelir tokatlarım seni.

Zeki’yi izliyorduk. Zeki’nin o hareketleri karşısında ayağa kalktım ve rüya ile yüz yüze geldik. Rüya’da göz yaşlarını tutamamış Zeki’nin çantasından çıkarttığı büyük bir şişe kumu ferhat’ın mezarına boşaltmasını izliyordu.

Zeki;

– Hadi uyu artık, rahatsın bitti askerlik kanka. Hayırlı teskereler kardeşim.

Zeki ağlıyordu. Boynundan çıkarttığı künyesini, mezar taşının baş ucuna bıraktı. Çantasından çıkarttığı bir taş suyu mezarına döktü ve ağlayarak konuşuyordu;

– Rahat uyu kardeşim. Biliyorum geri gelmeyeceksin, biliyorum belki bizi duymuyorsun bile. Çok özledim seni kardeşim. Her gece sana sarılıp uyudum askerde, komutanlardan sakladım seni. Kızdılar, dayak yedim ama ben seni sakladım kardeşim. En ufak toprağını bırakmadım orada merak etme. Döküldü evet düşürdüm evet, ama ben yerden kaldırdım seni hacı gülle.

Zeki çömeldiği yerden kalktı ve bana sarıldı. Rüya göz yaşlarına boğulmuş, bizi izliyordu. Zeki ye sarılarak ağladım. Mezarlıktan çıkıyorduk;

Zeki;

– Ben gidiyorum hacı gülle.
– Nereye oğlum gel bize gidelim önce.
– Yok kanka sonra, evimi özledim lan. Evimde rahat rahat patır kütür, çatır, çutur sıçmak istiyorum.

Ağlayan Rüya gülmeye başladı.

Zeki;

– Gülme valla rahat sıçmayı özledim. Hadi görüşürüz hacı gülleler.

Zeki ile tekrar tokalaştık ve sarıldık. O gitmişti. Geldiğimiz taksiye bindik;

– Rüya sen nereye gideceksin?
– Eve geçerim bende numaranı ver istersen kayıt edeyim.
– Tabii al kayıt et. Numarayı söyledim.
– Tamam çaldırdım seni.
– İstersen bize gel. Yani bize gel sonra gidersin dinlen bir şeyler iç.
– Askerden yeni geldin. Ailenle hasret gider. Bol bol bir şeyler içeriz.
– Peki nasıl istersen.
– Numaralarımı aldık nasılsa ararım mutlaka seni.
– Bekliyorum aramanı.

Evime gelmiştim, Rüya taksinin içinde el salladı ve gitti. Eve gidip kapıyı çaldım. Kapı açıldığında sanki beni Özge karşılayacak gibi geliyordu. Özge evlendi evleneli bir kere bile konuşmamıştık. Askerde dahi aramamıştı beni. Aysel yengem ile sadece arada sohbet ediyorduk, seks konuşmuyorduk bile. Yakalanmaktan korkuyordu. Anlayacağınız Elizabeth bitirdim askerliği.

Kapı açıldığında babam çıktı, boynuma sarıldı. annem arkadan koşarak geldi. Boynuma sarılmış, öpüyordu. Annemle aram düzelmişti artık. Unutmuştum babamı aldattığını falan umursamıyordum. Bende ona sarılmıştım. Simay okulu bırakmık, liseden sonra okumamış, kuaförde çalışıyordu. Evde tüm eşyalar toplanmış, kutulanmıştı.

– Ne zaman gidiyoruz baba?
– Seni bekliyorduk açıkçası evde satıldığı için çıkın diyorlar.
– Tamam yârin bir gün gidelim.

Eve oturdum. Güzel bir sofra hazırlanmış, yemeğimi yedim. Odama çıktığımda, sanki yatakta Özge yatıyor gibi geliyordu. Pikeyi kaldırdığımda içinden çıkacak gibi hissediyordum. Bu evde çok yaşanmışlık vardı. Zaten duramazdım, taşınmak en güzel fikirdi. Duşa girdim ve güzel bir uyku çektim. Erken kalkmaya alışkın olsam da, öğlene kadar uyumuştum o gün. Telefonum üç kez çalmış, Rüya aramıştı. Hemen tekrar aradım. Hemen açmıştı;

– Günaydın uykucu. Uykuyu mu çok özledin sen.
– Ya sorma yorulmuşum baya uyudum. Yeni uyandım aramışsın?
– Evet, ama tanımıyor, kayıt etmedi açmıyor diye düşündüm.
– Ya hayır öyle değil.
– Ahaha biliyorum biliyorum şaka yapıyorum. Uyandığına göre? Bir planın var mı?
– Aslında yok.

Evet yok, hani gözden uzak olan, gönülden de uzak olur derler ya. Aynen öyle, çok haklı bir söz. Cennet bile gitmişti. Yurt dışında İngilizce öğretmenliği yapıyordu. Onunla da görüşemiyorduk. Ulan kimsem kalmamıştı ki, kiminle ne görüşecektim. Zeki vardı sadece, Mete bile arayıp sormadı askerde o kadar.

– Takılalım mı?
– Bana uyar.
– O zaman sizin eve gelip alayım seni yarım saate hazır olur musun?
– Olurum da ne ile alacaksın taksiyle gelirdim ben söyle sen yeri.
– Gerek yok taksiye, arabam var gelirim ben hadi kalk duşunu al, yemek yeme, Dışarıda yeriz.
– Tamam. Görüşürüz.
– Görüşürüz.

Telefonu kapattım ve yatakta gözlerimi ovuşturdum. Yastığıma sarıldım, Özge’nin kokusundan eser kalmamıştı. Tutup yastığı fırlattım. Kızmıyordum ona, o da haklıydı. Kalkıp giyindim. Aşağıya indim.

Annem;

– Oğlum günaydın aç mısın?
– Yok anne arkadaşım gelecek dışarıda yiyeceğim.
– Kuzey, paran kaldıysa babana biraz para versene, gidip aydında ev bulalım bizde.
– Ha bulmadınız değil mi?
– Yok oğlum seni bekledik paramız yokki.
– Doğru tamam ben babama bir kart vereyim gitsin çeksin ondan. 5 bin yeter mi? Fazla yok bende de kalmadı çünkü, okula gidemeyeceğim zaten.
– Devlet üniversitesine gitsen?
– Anne ben ne kazanmışım, sen ne diyorsun. Gitsem ne oda para?
– Doğru.
– Hem aydın gibi yerde nasıl gidip geleceğim sürekli İzmir’e neyse yeter mi 5 bin tl?
– Yeter herhalde.
– Tamam, babama veririm ben hadi görüşürüz.

Kapının önüne çıkıp oturdum. Garaja bakıyordum. Yola bakıyordum. Kumsala bakıyordum. Tüm eski anılar film şeridi gibi gözümün önünden geçiyordu. Özge yengemin yeni numarasını bile bilmiyordum. Aramakta istemiyordum aslında, Gülizar nasıl olmuştu acaba? Ulan bir askere gittik geldik, düştüğümüz duruma bak amına koyayım. Rüya gelmiş, arabanın kornasını çalıyordu. Oturduğum kaldırımdan kalktım, arkamı Rüyaya döndüm. Pantolon vardı üzerinde, üstüne kırmızı bir tişört giymişti. Uçakta ki o sosyetik kızdan eser yoktu anlayacağınız. Bana fark etmezdi aylardır dişi sinek görmemişim, nefes alan her canlıyı sikebilirdim. Rüya gerçekten çok tatlı bir kızdı bugün neden böyle salaş giyindi anlayamadım.

– Uykucu ne haber?
– İyidir seni bekliyordum.
– Geldim, hadi atla.
– Nereye gidiyoruz?
– Önce bir karnımızı doyuralım. Bende çok açım.
– Benim kadar değildir.

Yüzüme bakıp kahkaha attı. Ne anladı acaba. Fark etmez, bugün nasılsa siktirecekti kendini bana, yani onca yakınlaşma boşuna olmamalıydı. Bir lokantaya götürdü Rüya beni. Oturduk bir masaya. Hani esk**en olsa şu fiyatları bile umursamazdım, ama askerden gelmişim, yanında param var yok değil evdekilere 5 bin var dedim. 200 milyar gibi bir parayı askerde yiyecek değilim ya! Hani yiyeceğim bir porsiyon etin fiyatı, iki kilo ete eşit olunca, bir koydu bana bu. Neyse fark ettirmedim kıza bunu, oturduk yedik içtik, hesap kol gibi geldi tabii. Bu lavaboya diye gitti. Ben bir sigara yaktım, Rüya’nın gelmesini bekliyordum. Hesabı ödeyip kalkacaktık. Sigaram bittikten sonra Rüya geldi yanıma. Hesabı ödemek için içeriye gidiyordum;

Rüya;

– Nereye Kuzey?
– Hesabı ödeyeceğim.
– Ben hallettim, gel gidelim.
– Kızım nasıl hallettin? Sorsaydın ya!
– Ne soracağım oğlum ya askerden gelmişsin paramı harcatacağım.
– Oğlum mu?
– Kızım dersen oğlum derim bende.

Yüzüne bakıp gülüyordum. Masadan sigaramı alıp cebime attım. Anahtarı bana attı;

– Al özlemişsindir araba kullanmayı.
– Ya sorma en son tank kullanmıştım.

Kahkaha atarak arabanın yanına oturdu. Direksiyona ben geçtim. Çok lüx bir arabası yoktu, güzeldi yine de.

– Nereye gidiyoruz hanım efendi?
– Benim eve! Kabul edersen tabii?
– Memnuniyetle.

Ulan bulmuşum böle karıyı, sikmeden bırakır mıyım? Tabii diyeceğim elbette. Evini tarif etti, ben arabayı sürdüm. Evine vardığımızda inip kapısını açtım. Teşekkür edip yanaklarımdan öptü, anlamıştım ki bugün boyunca yarrağı yiyecek bu kız. Evine girdik, çok büyük bir ev değildi, sadece kendisi yaşıyordu.

– Ne içersin?
– Bira alırım.
– Tamam, geç otur sen rahatına bak.

Koltuğa geçip oturdum, evi süzüyordum. Elinde iki adet bira ile geldi yanıma oturdu. Birayı kafama diktim içiyordum, elleriyle saçlarımı okşamaya başladı. Birayı ağzımdan çekip kenara koydum. O saçlarından tutup dudaklarına yapıştım. Elinde ki birayı zar, zor masanın üstüne koymuştu. Askerde kadınsız kaldığım günlerin hıncını alırcasına, dudaklarını emiyordum. Bu kadar sert olmamı beklemiyordu ve kendini geriye çekiyor, o geriye çektikçe, ben saçlarından tutup daha sert öpüyordum. Dudaklarını bıraktım, arkaya doğru attı kendini. Yüzüme bakıyor gülüyordu;

– Ne bu şiddet ya!
– Bir şey yapmadım ki daha?
– Alla alla yapsan ne olacak bakalım!

Üstüme gelip, fermuarımı açtı, sikimi sıvazladı ve aşağıya çömeldi. Ağzını araladı, dil darbeleri ile aşağıdan yukarıya dilini gezdirdi. Daha sonra ağzını açtı ve yukarıdan aşağıya ağzına almaya başladı. O kadar özlemiştim ki seks yapmayı, saçlarından tutup, ağzının içine git, gel yapmaya başladım. Baya bir süre yalattıktan sonra, saçlarından tutup kaldırdım. Eliyle ağzında kalan tükürükleri sildi. Belinden tutup pantolonun düğmesini açtım, aşağıya sıyırıp çektiğimde, sütun gibi bacakları karşımdaydı. Bacaklarını öpüyor, ısırıyor, koltuğa oturtuyordum onu. Paçalarından pantolonunu sıyırdım attım. Külotunun üzerinden amını kokluyor, külotunu yan tarafa sıyırıp hafif kıllanmış amının dudaklarını, kasıklarını yalıyordum. Ön sevişmeden sıkılmıştım artık, o sıcak amını hissetmek istiyordum ben. Sikimi çıkarttım ve sulanmış o ıslak amının dudaklarının arasında sürtmeye başladım. Bacaklarını havaya kaldırdı ve içine almasını kolaylaştırdı. Sikim amının içinde kayıyor, sert sikimi vakumluyordu. Gerçekten çok sulu ve sıcaktı, çok hızlı gidip gelmeye başladım içinde. Askerde çektiğim 31 lerin hıncını alıyordum Rüya’dan. Boşalmak bilmiyordum. O pozisyonda ne kadar siktiğimi bile bilmiyorum. En sonunda domaldı ve devam etmemi istedi. Kalçalarını ayırıp amına giriyordum. Gözüm göt deliğini bile görmüyor, o amı bana yetiyordu. Domaldığı pozisyonu bozmadan tüm sıcak döllerimi amına akıtmıştım. Bir süre üstüne yığıldım ve döllerimin en derinlerine akmasına izin verdim. İçinden çıktığımda en ufak dölüm dışarı akmadı. Bir süre dinlendik, konuştuk “harikasın, iyisin vs.” gece yarılarına kadar aklınıza gelecek her şekilde seks yaptık Rüya ile. Yatağında uyuyup kalmıştım. Telefonumu onlarca kez annem, babam aramış duymamıştım. Sabah olmuş, Rüya uyumaya devam ediyordu. Hiç uyandırmadım, kapıyı çekip çıktım evinden. Sokak boyunca yürüyordum. Telefonumu kurcalarken, banka hesabımın online işlemlerine girdiğimde büyük bir şok geçirdim. Sabah benden borç isteyen annem, zaten tüm paramı hacamışlar. Evde odamda bir yere saklamıştım banka kartımı. Bulmuşlar ve amına koymuşlar. İçinde birkaç bin lira kalmış. Benden hala para istiyorlar. Sinirden deliye döndüm. Telefonu kemiriyordum. Tek umudum o bankada ki paraydı ve onu da yemişlerdi. Ne yapacağımı bilmiyordum. Gidip kavga etsem elime ne geçecek? Evi terk etsem ne yapacaktım. En güvendiğim insanlar siktir olup gitmişlerdi hayatımdan. Elimde ki telefona bakıyordum. İçinden hattımı çıkarttım ve kırdım. Telefonu yere çarpıp üstünde zıplıyor, yetmezmiş gibi tutup yerden yere çarpıyordum. Artık hayatımda hiç kimseyi görmek istemiyordum. Nasılsa taşınıyoruz, göremeyecektim. Telefonu kenara bir yere parçalanmış bir şekilde fırlatıp attım. Eve gittiğimde zaten Kamyon gelmiş, beni bekliyorlarmış. Eşyaları yüklemişler, kapıda oturuyorlar. Evi satan alan ev sahibi çıkmalarını istemiş bilmem ne. Kamyona bindik, son kez onca şeyi yaşadığım mahalleme, Özge ile bir çok anımın geçtiği kumsala, garaja her yere bakıyor, Her bölgeyi ezberliyordum. Artık buralara geri dönüşümüz olmayacak, nasıl bir hayat beklediği bile belli değildi beni.

Kamyonun kasasında, rüzgarı hissederek, tüm mahalleyi karış karış ezberliyordum. Artık tüm bunları düşünerek uyuyacağım bolca yalnız gecelerim olacaktı…

31. BÖLÜM SONU

FİNAL !

Gösterdiğiniz ilgi, alaka için hepinize sonsuz teşekkür ederim!

Özge Yengem burada son buldu…

Bu dönemde beni yalnız bırakmayıp, desteklediğiniz için hepinize teşekkür ederim.

Yeni hikayem de görüşmek üzere…

HOŞÇAKALIN!

Leave a Comment